ADANA KİTAP FUARINDA İLK GÜNÜM
Adana Kitap Fuarına gitmek istiyorum.İlk kez
katılacağım kısmetse. Yayınevlerimden pek sonuç alamadım. Yayınevlerimin
birisi kalender,birisi Adana’ya gelmedi. Edebiyatçılar Derneği üyeliğim tamamlanamadı.Halise
Tekbaş’ı beni Çukurova şiir-müzik etkinliğine davetinden dolayı tanıyorum.Benim
çekingen yapım olunca bir ışık doğsun diye bekliyorum.Çukurova Edebiyatçılar
Derneği adına fuar etkinliğini paylaşınca “Ben de gelebilir miyim?”diye ileti yazdım
internet sayfasına. Hemen beni de eklemiş konuk listesine sağ olsun.Adana yolu
açılmış oldu böylece.İlerleyen zamanda Türkiye Yazarlar Sendikası’nda imza
gününde olacak olan Dursun Özden ekledi. Geleceğim dedim var sayılan
iletiyle.İbrahim Çenet ile telefonlaştık birkaç kez. Yaşar Kemal adına
düzenlenen yarışmada ilk on iki eser arasına girmem ile aldığım sevinçli
haberle sesiyle tanışmıştım .Yüz yüze tanışmışlığım yoktu.Beni Dursun Özden’in
sayfasındaki iletimi görünce beni aynı saat diliminde orada olacağını
söyleyerek davet etti. Israrla Cumartesi konuğu olmamı,beni ağırlamaktan çok
mutlu olacağını birkaç kez dillendirdi.Ben zamanı dizginleyemiyordum.İzmir’de
yeni kitabımın imza etkinliği vardı.Amacım beni çevreleyen yazar ve şairleri
tanımaktı.İlkler arasında İbrahim Çenet vardı.
Adana
Kitap Fuarı dostların,yazarların tek adres buluşma yeriydi.Ben de onun için
yola çıkacaktım.Önceliğim İbrahim Çenet, Mehmet Taşan ve Rumeli ellerini
dillendiren Sabahattin Ali ve Sait Faik Abasıyanık ile bütünleştiğim Mercan
Civan’ı tanımak istiyordum. Sanal dünyada iletileriyle ,yazılarıyla idare
ettiğim yazar dostlarımı, arkadaşlarımı yüz yüze tanımak için yola
çıkıyordum.Kendimi Don Kişot gibi duyumsadım. 17-18 saat yolu yalnızca yazar
dostlarıyla tanışmak için harcayan bir şövalye!...
Yola çıkıldı.Yolda
gerekli iletişim sağlandı. Son güne kadar okul işlemlerimden dolayı
belirsizliğim olduğundan yerimi
ayırtamamıştım.Adana’yı tanışmışlığım yoktu. İlk gidişim şiir-müzik
etkinliğinde Halise Tekbaş bizi otobüsten otele ,otelden otobüse taşımıştı kentin farkına
varamamıştım.
Sabahın yüzü
okşayan serinliği içinde Adana Garına inmiştim.Kendime geleyim diye serinliği
tenimde hissetmek için banka oturdum. Beni bırakan muavin “Seni almadılar mı?
Servisle gitseydin “dedi.Ben de onu başımdan savmak için alacaklar dedim.
Aslında kendime gelmek için savaş veriyordum;geceyi uykusuz geçirmiştim.İki yolcu fenalaşmıştı
neyse ki bir şey olmadı.
Kendime
gelince Mehmet Taşardan cızırtılı sesli telefonla bilgi aldım.Reşat
Caddesindeki eski öğretmen evine giden yolu bilmediğim için garda bekleyen
taksiye atladım.Taksici epey dolandı hangi yollardan beni getiriyordu
algılayamadım;üstelik uygulamalı bir meslek lisesi önüne beni bıraktı.Okulun
güvenliğinden sorumlu bey beni ilerideki
caddenin içindeki öğretmen evine götürdü. Ona ,yardımından dolayı teşekkür
ettim ,çantamda kitabım olmadığı için tükenmez kalemler verdim. Benim bavulumu
taşımış ,yardımcı olmuştu. “Hayret öğretmenevini bilmeyen taksici olur mu?
Sizden bir dünya da para almıştır.”Paranın derdinde değil;bavulumdan kurtulma
peşindeydim.Çok şükür öğretmen evinin içine girmiştim. Kapının girişinde
tadilatı görünce başımdan aşağı kaynar sular dökülmüştü. “Eyvah bana başka bir
yol mu gözüküyor?” diyerek resepsiyona yöneldim. Çok şükür açıkmış. “Yerimiz
yok. On ikiden sonra size bilgi veririz “dedi sorumlusu. “Siz arayın “diyerek
bir bayan elime yemek listesinin olduğu bir yaprak verdi. Kahvaltı salonuna
eşyanızı bırakın denildi.
Bavuluma bir
emanet yer bulmanın kıvancıyla doluydum. Kahvaltımı yaptım. Öğretmen evinde öğretmenden çok herkes vardı. Yirmi
sekiz yıllık görev yapan öğretmen olarak ilkini İzmir Konak’ta ,ikincisi de
kısmetse Adana öğretmen evinde kalacaktım.Fuar alanı için on beş kitabımı aldım.
Eşimin hazırladığı içi tükenmez kalem dolu kutuyu aldım.Yazar
arkadaşlarıma,okurlarıma dağıtacaktım.Mehmet Taşar ile yeniden görüştüm. Fuar
alanını bilmiyordum.İşi uzun sürdü. Belediyenin önünde beklediğimi
düşünüyordum,meğer arka tarafında bekliyormuşum.Bir kaç telefon irtibatından
sonra ana cadde de buluşabildik.’Köyden indim şehre şaşırdım birden bire’ halim
çok belliydi. Birlikte fuar alanına gittik. Stantlarımız birbirine bakışıyordu.
Fotoğraflar çektirdik.Okurlarımızı bekledik.Bir ara oturmaktan sıkıldım.
Yayınevlerini dolaştım. Işık Öğütçü ile selamlaştım. Yitik Ülkede Kadir Aydemir
ile sohbet ettik.”Fuar sönük geçiyor.” da birleştik.Elmas öğretmenin
öğrencileri ziyaretteydi.Leyla Erbil ile
ilgili kitabını almak için çırpındım. Yüküm çok olunca biraz da para durumu
malum vazgeçtim. Kezban Taysun’un öykü kitabını aldım.Yitik Ülke yanına hediye
kitaplar da ekledi.Çınar Yayınevinde
Aydın Ilgaz ve Nilgün Ilgaz ile merhabalaştık. Onlar bir kanal ile röportaja
hazırlanıyorlardı. Gözüme çarpan zihniyetime uyan yayınevi yoktu.Din ,ümmet
ayracındakiler ile işim olmazdı. Gözümün içine çarpan bazı yayınları da ben
görmek istemedim. Sağ düşünceyi,sol düşünceyi sömüren yayınevlerinin avı olan
ne çok yeni yazar adayları vardı.Yeni yetme yazarları avlayan en iyi yayınevi
pozları dikkat çekiciydi.
Edebiyatçılar
Derneğini arıyorum.Arka tarafları dolaşmadım.Acaba Mercan Civan’ı , Arslan
Bayır’ı görebilir miyim? diyerek canım sıkkın oturdum Çukurova Edebiyatçılar
Standıma.
“Nerde kaldın şekerim.”
“Seni soranlar oldu üzüldüm.”
“Hiç siftah ettin mi?”
“Üzüldüm onca yol geldin arkadaşım.”
“Ya…Kimlerdi gelen .” dedim.Biraz üzülmüştüm. Bulmak isteyen
bulur diyerek kendime teselli sayfası açtım.Gelenler,gidenler hep vardı Göz
ucuyla bile kitaba bakan yoktu. Olanları da kollarından çekiştiriyorlardı.
Gerçekten boşuna mı gelmiştim. Dalgındım. Tam
dalgınlık anımda Mercan Civan ile kucaklaşıyor buldum kendimi. Kuklası Kasım
ile tanıştırdı beni. Kucaklaşırken Kasım’ın boynu büküldü.Sonra beni arayan
Mersinli şair arkadaşım Nejmiye (yüz yüze yeni tanışıyoruz.) ile dizelerce
kucaklaştık,kitaplaştık.”İtiraf ediyorum beni sen buldun.”espirisi ile İtiraf adlı imzalı kitabını imzalı
aldım.Haberleşsek böylesi buluşamazdık.
Edebiyatçılar
Derneğini Mercan Civan’ın tarifiyle buldum.Arslan Bayır,Mercan Civan ve onun
güzeller güzeli Kasım’ı Necmettin Bayraktar ,Dursun Özden fotoğraf karesine
alındık. Fuar sakinlemişti. Yazar
arkadaşlarım ve dostlarımla kahve içmeye gittik,iki lafın belini
kırdık.Arslan Bayır gidemediğim Bartın Kitap Fuarını anlatıyordu.Sanat
dünyasının kaynayan cadı kazanında yanmamak için temkinli olmak şarttı.
Halise Tekbaş
standa gelmişti. Orhan Kemal ödül töreni hazırlıkları tamamlanmıştı. Beni de
davet etti törene. Yanımda Özge Atıcı ilk şiir kitabıyla okuyucularını
bekliyordu. Şöyle bir karıştırdım sağlam dokusu vardı şiirlerinin.Bekir
Dağsever, Muharrem Öztürk, M. Ali
Babacanoğlu ile aynı karede sohbetteydik.Halise Hanımla sohbet şansımız
olmadı.Onunla kitaplaştık. Dernek içinde tek yürek özverili çalışan
biriydi.Onun çırpınışı kadar çevresi çırpınsa işler tıkır tıkır yürürdü. Malum
gerçekliğimiz her yerde aynı…Ertesi gün Orhan Kemal ödül töreninde olacaktım.Ben
aramayı çoktan unutmuştum. Fatih Bey beni aramıştı .Adana öğretmenevinde yerim
hazırdı. Tüm ağırlığımdan kurtulmuş kuş gibi hafiflemiştim.Adana’da bir Cuma
günü kitapseverler ile buluşmam
gerçekleşmişti.Ne isterdim ki…İlk günün heyecanıyla beni Adana öğretmen evinin
kapısına bırakan Özge Atıcı’nın ağabeyi sağ olsun. Benim için özel zaman
ayırmıştı .Adana’da uyanık taksici çoktan zihnimden silinmişti. Adana insanı
insan severdi daha ne olsun.
15 OCAK 2016 /ADANA
ADANA KİTAP FUARINDA İKİNCİ HIZLI GÜNÜM
Yol yorgunluğum
tez uyanmamı engellemişti. Suyla buluşmanın dayanılmaz rahatlığı sonrası sekize
kadar deliksiz uyumuştum odamda.Fazla
keyif zamanım yoktu. Hazırlandım ,bavulumu topladım.odayı boşaltıp kahvaltıya
indim. Fatih Bey personeliyle kahvaltıdaydı. “Dün fuarı gezdim sizi bulamadım
.”dedi. Ben de “Yerimi size söylemedim sanırım.” dedim. “Söylediniz yoktunuz.”
dedi. Gezintiye çıktığım zaman uğramıştı.”Şimdi imzalayayım” dedim.Fuarda
imzalayamadığım kitabımı öğretmen evinde imzaladım.Hemen yan masadan Rahmi Bey
İlköğretim müfettiş emeklisi bize katıldı. Çok güzel sanat dünyası sohbeti
yaptık,çıkmazlığındaki eğitime değindik.Bir saat kent dışında fuar yolu vardı.
Saat on birde fuar alanında olabildim. Niye gelmiştim ki… Saat 14.00 da Adana
Büyük Şehir Belediyesi Tiyatro
Salonunda yapılacaktı.Işık Öğütçü ile
aynı masada sohbet etmişliğim vardı. Orhan Kemal’e çok büyük saygım vardı.
Muharrem Bey ile yine geldiğim gibi
otobüsle yola çıktık .
Her şeye rağmen erken gelmiştik.Halise
Tekbaş ve Özge Atıcı tüm hazırlıklarını
yapmışlar salona gelecek konukları bekliyorlardı. Arzulanan sunucu Ayfun
Kaplandı.Öğrenciler salonu dolduruyordu. 14.00 zamanı aşınmaya başlanmıştı.
Hangi etkinlik zamanına sadık başlardı ki… Işık Öğütçü ve eşi Ertunç Öğütçü
salona biraz gecikmeli geldiler. Malum kitap fuarı…Malum trafik…Adana büyük
şehir belediye başkanı bekleniyordu.Saat 14.30’u geçince program sinevizyon ile
başlatıldı.sinevizyonun belediye başkanının Orhan Kemal’i anlatan cümleleriyle
içeri girdi Adana büyük şehir belediyesinin başkanı.
Sunucu saygı
duruşu istiklal marşımızın okunmasından sonra sunum akışını sürdürüyordu. Çukurova
Edebiyatçılar Derneği adına Halise Tekbaş kısa bir konuşma yapmıştı. Ardından Işık Öğütçü kısa bir konuşma yaptı.Belediye
başkanı uzunca bir konuşma yaptı. Orhan Kemal kitapçı çarşısı için söz verdi.
Planlama sunuldu. Salondan kuvvetli alkış aldı.Jüri üyeleri sırasıyla
konuştular.Konuşmacının her biri yirmi
dakika sınırını çoktan aşmıştı. Orhan Kemal 8. Öykü ödülü yarışmasının
birincisi Halit Genç kısa bir konuşma yaptı.Jüri üyelerine ve birinci olan
yazarımıza plaketler sunuldu. Kitap
fuarına denk gelişi huzursuz etmişti bir çok yazarı. Ben çok rahattım sanki
17-18 saatlik yolu fuar için tepip gelmiş insan değilmişim gibi rahattım. Adana
Belediyesinin Kültür yayını olan Koza Sanat dergileri dağıtılmıştı.Konuşmaların
savrukluğunda iç dünyama dönmüştüm,resimledim dergiyi.Önümde oturan dergiyi
bana uzatan renkli gözlü bir erkek çocuğu ile göz göze geldik. Gülümsedi bana .
Ben de ona gülümsedim.
Salonu lise
öğrencileri doldurmuştu. Gençlerin olması beni daha çok sevindirdi.Orhan
Kemal’i tanıtan film ile onu ne kadar okuduğumu,neden sevdiğimi,neden gençlere
Orhan Kemal’i anlattığımı fark ettim.
Onun dilinden ne çok konu işlediğimi,umutsuzluğu affetmediğimi fark ettim. Orhan Kemal öyküleriyle büyümenin
onurunu yaşadım salonda.”
Tersine Dünya
adlı yapıtının tersliğini ne zamandır ağırlığı ile yaşıyoruz. “O “ adlı serseri
,futbol sevdalısı gencin kendisi olduğunu hissettiğim için nerede top peşinde
koşan avare öğrencim olsa, “O” adlı
öyküyü bul getir diyordum .Okutuyordum sınıfta bambaşka bakıyorlardı. “Bizden
biriymiş “diyorlardı.
Çukurova
topraklarından boşuna yazar,şair,ressam yetişmiyordu. Çukurova topraklarında
Toroslarda ozan olmak
bir Akdenizli olmak geleneği içinde
büyülemekti çevresini.
Tören
bitmişti.Fuar alanına dönmem
gerekiyordu.Sordum ,soruşturdum durağı buldum. Fuara giden otobüsü kıl
payı kaçırmıştım. Önümdeki koltukta oturan bana gülümseyen çocuğun adı Ahmet
olduğunu fuara giden otobüste öğrendim.Ahmet çok dikkatliydi beni çantamın
kulpundan tanımıştı. Altıncı sınıftı. Ahmet’e sordum “ Orhan Kemal’i nasıl
anlattılar? Ne kadar anladın?”dedim.”Yanımdaki
ağabey bana hepsini anlattı.”
Hangi romanın
kahramanıydı bu umutsuzluğu yenmiş çocuk. Birdenbire olgunlaşmış,büyük adam tavrı ile
gülümsüyordu.Günlük tutuyordu,yazıyordu,resim yapmayı seviyordu. Onun için
benim çizimlerime gülümsemişti. “Siz de seviyorsunuz çizmeyi. Gördüm çok
güzeldi çizgileriniz.” Ne desem bilemedim.”Zaman zaman karalarım öylesine.”
“Baban “dedim.
“Baban ne iş yapıyor?”
İşaret etti ,fuara giden otobüsün sürücüsüydü babası.Ahmet
ile fuara kadar sohbet ettik.
“Annen” dedim.
“Annem ile babam ayrı .” dedi.
“Ben hem üzülüyorum hem de seviniyorum.”
“Ben babamla yaşıyorum.”
“Seni anlıyorum.” dedim
Baba evlenmemiş oğluna adamıştı hayatını.
Fuar alanına geldik. Kutladım babayı. Ahmet’e kalem armağan
ettim. Kitabım ne yazık ki fuarda kalmıştı.
Fuara giderken
zihnimde doldu boşaldı Çukurova.Çukurova toprağı ve içinde yaşanan
,yokluk,yoksulluk ve geçimsizlik,ayrılık vb sorunlarla bu yaşta yirmi beş yaşın
olgunluğu çökmüş yavrucuğa.
Fuarda okuyucular ban dokunmadı. Dostlarımı yeniden
ziyaret ettim. İbrahim Çenet yanıma geldi daha önce de birkaç kez gelmişti.
Orhan Kemal ödül törenine gitmesem daha
fazla sohbet etme olanağım olacaktı . İki saat yollarda
savrulmuştu.İbrahim Çenet ile kucaklaşmamız muhteşemdi. Ayaküstü sohbetler
ettik. Hakkı Gümüştaş’ı Suları
Salıvermek adlı öyküsüyle, Sabahattin Ali öykü yarışmasında ilk beşe girmesiyle
tanıdığını anlattı.Dostluklarından söz
etti.Suları Salıvermek yapıtında baş
kişi olmak onu çok mutlu etmişti.
“Cumartesi kalmayacak
mısın?”
“ Seni
ağırlayamadım.” dedi yürekten bir sesle.
Zaman kısaydı ben Cumartesi akşamı İzmir’e hareket
etmeliydim. Toprağın Özgür Dili adlı Yaşar Kemal yarışması seçkisi olan
yapıttan bir imzalı,diğerlerini çeşitli kurumlara vermek ve arkadaşlarıma
armağan için on dört seçki aldım.
İbrahim Çenet’in kendi yapıtı Bin
çiçekli Bahçe’yi de almıştım.Vedalaştık erken ayrıldı fuardan Çenet.
Edebiyatçılar
Derneğine uğradım Mercan Civan ve Arslan Bayır saat on dokuzda fuar alanından
ayrılacaklarını söylediler. Ben de Çukurova Edebiyatçılar derneğindeki
arkadaşlarımla vedalaştım ve onlarla birlikte fuardan ayrıldım.Geride
bıraktığım masada isimliğim ve kitabım
kalmıştı. Kitabımı Özge’nin ağabeyine imzalayacaktım. Özge’ye not yazdım .
kitabım ağabeyine ulaşacaktı.anında işlem yapmayınca zamanın telaşında
unutkanlık kaçınılmaz oluyor.
Arslan Bayır ile
yolumuz ayrılıyordu. Mercan Civan ile beni küçük bir araca bindirdi ve sürücüyü
tembihledi.Yolda ilerleyen sohbet öğretmen evinde de sürdü. Akşam yemeğinde
birlikte Adana kebabı yedik, eşiyle tanıştım. Balkanlardan Anadolu’ya güzel
sohbetler ettik.Yazın dünyasının cadı kazanlarını bir kez daha pekiştirdik.
Güzel düşlerden söz etmek için olumsuz duruşları kenara çektik.Adana ‘dan
gidişim yaklaşıyordu. Ona hazırladığım küçük armağanlarımı verdim.
Adana gara
taksi çağırdım. Tam hazırlığımı yapıyordum ki Rahmi Bey geldi.
“Sizi fuarda aradım . Kanguru’ ya sordum. Tanıyorlar sizi.
Kitabınızın bittiğini söylediler.
“Bitmiştir..” dedim yalnızca.
Giderayak kitaplarımı imzaladım Rahmi Bey’e.Mekanların önemi
yoktur .Okur nerede olsa seni bulur eyleminin içindeydim. Adana Öğretmen evinde
dört kitabımı, fuara giden otobüste iki kitabımı imzalayıp vermiştim
okurlarıma. İnsan okumak isteyince ayağına gelen fırsatı değerlendirmesini de
bilir.
Hoşça kal
Adana!. Çukurova Edebiyatçılar Derneği
başkanı Halise Tekbaş’a teşekkür ediyorum.Beni davet eden ,tanışmak için çaba
harcayan İbrahim Çenet’e,Mehmet Taşan’a,Mercan Civan’a,Nejmiye Ün Duru’ya teşekkür
ederim.Yeni yazar arkadaşlarım Muammer Öztürk, Bekir Dağsever, Yaşar Yıltan,
Özge Atıcı, M.Ali Babacanoğlu ve sayamadığım yazar arkadaşlarım hepinize
teşekkür ederim.
Yüzün gülsün
Orhan Kemal ödül töreninde tüm algılarını açan Ahmet . Umuyorum seni de
Çukurova topraklarından fışkırmış bir yazar ve çizer olarak göreceğiz.Adını
yazdım geride bıraktığım büyük kente.
Hoşça kalın
geride bıraktıklarım! Yeni yolculuklar,yeni düşler beni bekler şimdi.
16
ocak 2016/Adana
Hatice Altunay -KHA


Hiç yorum yok
Nefret söylemi içeren, kişileri rencide edici yorumlar yayınlanmayacaktır. Yorumların hukuki sorumluluğu yorum sahibine aittir.