ANADOLU BASIN YAYIN BİRLİĞİ'de KURUCU VE 1.DÖNEM GENEL BAŞKAN,YAŞAM BOYU ONURSAL GENEL BAŞKAN.. HASAN ALPARSLAN IN KALEMINDEN İNCİ GİBİ BİR YAZI:‘’SÖZÜN KÖLESİ’’
ANADOLU BASIN YAYIN BİRLİĞİ'de KURUCU VE 1.DÖNEM GENEL BAŞKAN,YAŞAM BOYU ONURSAL GENEL BAŞKAN.. HASAN ALPARSLAN IN KALEMINDEN İNCİ GİBİ BİR YAZI:‘’SÖZÜN KÖLESİ’’
Söz vermeden önce çok düşünmek, hem de enine boyuna çok düşünmek lazım.
Buna örnek olarak bir Kızılderili atasözü vardır: “Bir karar vermeden önce üç ayakkabı giyip, üç ayın altında gezmelisin”.
Her ne maksatla olursa olsun verilmiş olsan söz geri dönüşü olmayan bir yükümlülükle davranışınızı kontrol etmek olup, o, sözü yerine getirmek zorun dasınız. Çünkü Atalarımızın deyişiyle ‘’SÖZ NAMUSTUR’’.
Unutmayın ve sürekli hatırlayın ki, siz artık sorumluluğunu üzerinize aldığınız sözün KÖLESİ olursunuz.
Bu köleliğin zincirini koparanlar, insan topluluğu içerisinde güven bunalımı yaratan, gevşekliği ve ikiyüzlülüğü de sergilemiş olurlar…
Zavallı bir duruma düşen riyakâr – yalancı karakter yapısıyla kendisi söyleyip, kendi işiten varlık olurlar.
Çünkü… Onların karakterine güvensizliğin verdiği olumsuzluk dalgası hâkim olmuştur artık. Etraflarına hiçbir şekilde güven vermezler, itimat telkin edemezler. Sözleri birer sahte para gibi hiçbir değer kazanmaz, herkes onlara yüz çevirir.
Her ne şekilde olursa olsun söylediği yalanlarla dört ayak üzerine düşerek, toplum içerisinde yer bulmak isteyen tiplemeler; farklı alan tipolojisiyle algılanıp, karşılık görseler de sonuç onunda pabucunu dama atacaktır.
Zaman zaman söylenerek insanı bağlayan, unutulmaması gereken vaatler vardır.
İnsan münasebetlerinde sessizce geçiştirilen birçok sözleşmeler vardır. Bunların belli bir zamanı yoktur, ama insan güç duruma düştüğü zaman bir sözün, bir hareketin, bir teşekkürün karşılığını ümit edebilir. Bu umut gerçekleşmediği zaman duyulan hayal kırıklığı, imza edilip de tutulmayan bir anlaşmanın verdiği üzüntüden daha fenadır, daha acı vericidir ama… Söz veren O zat ise palavracı ve yalancı kişiliğiyle ağır bir VEBALİN ve sorumluluğun altında kalarak ezilmeye mahkûm olmuştur.
Çünkü… Allah nazarında konuşularak verilen bir sözle, yazılarak noterlikçe tas diklenen bir taahhütname arasında hiçbir fark yoktur.
Gerçek sadakat, ancak sözleriyle oynamayan birçok saadetlerin veya felaketlerin bizim sözlerimize ve bu sözü tutup tutmadığımıza bağlı olduğunu düşünen insanlar anlayabilir.
Yanar dönerliği meslek edinmiş, umut tacirliği olan çalışmasını işaret fişeği olarak benimsemiş, kel alakalı tiplemelerin bugün muhatap olduğu sözünün eri olmamak ve sözünden dönmek suçlamalarına maruz kalan yalancı adam, bu alanın kırılmış tipolojisinde yalancı mumunun yatsıya kadar yandığı adrestir!..
Hala yalancının yatsıya kadar yanacak mumunun altında aydınlanmaya umut bağlayanlara herhalde sözün bir önemi var mı? Diye sormak lazım.
Sözünün eri olmamak, Hıyanetin patolojisine böyle yansıyormuş! İlgilenenlere duyurulur.
Saygılarımla..
Söz vermeden önce çok düşünmek, hem de enine boyuna çok düşünmek lazım.
Buna örnek olarak bir Kızılderili atasözü vardır: “Bir karar vermeden önce üç ayakkabı giyip, üç ayın altında gezmelisin”.
Her ne maksatla olursa olsun verilmiş olsan söz geri dönüşü olmayan bir yükümlülükle davranışınızı kontrol etmek olup, o, sözü yerine getirmek zorun dasınız. Çünkü Atalarımızın deyişiyle ‘’SÖZ NAMUSTUR’’.
Unutmayın ve sürekli hatırlayın ki, siz artık sorumluluğunu üzerinize aldığınız sözün KÖLESİ olursunuz.
Bu köleliğin zincirini koparanlar, insan topluluğu içerisinde güven bunalımı yaratan, gevşekliği ve ikiyüzlülüğü de sergilemiş olurlar…
Zavallı bir duruma düşen riyakâr – yalancı karakter yapısıyla kendisi söyleyip, kendi işiten varlık olurlar.
Çünkü… Onların karakterine güvensizliğin verdiği olumsuzluk dalgası hâkim olmuştur artık. Etraflarına hiçbir şekilde güven vermezler, itimat telkin edemezler. Sözleri birer sahte para gibi hiçbir değer kazanmaz, herkes onlara yüz çevirir.
Her ne şekilde olursa olsun söylediği yalanlarla dört ayak üzerine düşerek, toplum içerisinde yer bulmak isteyen tiplemeler; farklı alan tipolojisiyle algılanıp, karşılık görseler de sonuç onunda pabucunu dama atacaktır.
Zaman zaman söylenerek insanı bağlayan, unutulmaması gereken vaatler vardır.
İnsan münasebetlerinde sessizce geçiştirilen birçok sözleşmeler vardır. Bunların belli bir zamanı yoktur, ama insan güç duruma düştüğü zaman bir sözün, bir hareketin, bir teşekkürün karşılığını ümit edebilir. Bu umut gerçekleşmediği zaman duyulan hayal kırıklığı, imza edilip de tutulmayan bir anlaşmanın verdiği üzüntüden daha fenadır, daha acı vericidir ama… Söz veren O zat ise palavracı ve yalancı kişiliğiyle ağır bir VEBALİN ve sorumluluğun altında kalarak ezilmeye mahkûm olmuştur.
Çünkü… Allah nazarında konuşularak verilen bir sözle, yazılarak noterlikçe tas diklenen bir taahhütname arasında hiçbir fark yoktur.
Gerçek sadakat, ancak sözleriyle oynamayan birçok saadetlerin veya felaketlerin bizim sözlerimize ve bu sözü tutup tutmadığımıza bağlı olduğunu düşünen insanlar anlayabilir.
Yanar dönerliği meslek edinmiş, umut tacirliği olan çalışmasını işaret fişeği olarak benimsemiş, kel alakalı tiplemelerin bugün muhatap olduğu sözünün eri olmamak ve sözünden dönmek suçlamalarına maruz kalan yalancı adam, bu alanın kırılmış tipolojisinde yalancı mumunun yatsıya kadar yandığı adrestir!..
Hala yalancının yatsıya kadar yanacak mumunun altında aydınlanmaya umut bağlayanlara herhalde sözün bir önemi var mı? Diye sormak lazım.
Sözünün eri olmamak, Hıyanetin patolojisine böyle yansıyormuş! İlgilenenlere duyurulur.
Saygılarımla..



Hiç yorum yok
Nefret söylemi içeren, kişileri rencide edici yorumlar yayınlanmayacaktır. Yorumların hukuki sorumluluğu yorum sahibine aittir.